Level 2
Level 1

BİRİNCİ SAYFA


77 words 0 ignored

Ready to learn       Ready to review

Ignore words

Check the boxes below to ignore/unignore words, then click save at the bottom. Ignored words will never appear in any learning session.

All None

Ignore?
تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ
Mülk elinde bulunan ne mübarektir.
وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
ve onun her şeye gücü yeter
تَبَارَكَ
Ne mübarektir, mukaddes ve münezzeh olmak (hissi yahut manevi) hayrı bol olmak, şanı yüce olmak
الْمُلْكُ
saltanat, hükümdarlık, mülk, mülkiyet
الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلاً
O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır.
وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ
O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.
أَحْسَنُ
en güzel, daha güzel, daha iyi (ism-i tafdîl)
بَلاَ یَبْلُو بَلاَءً
imtihan etmek, denemek
الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ طِبَاقاً
O ki, birbiri ile kat kat yedi göğü yaratmıştır.
ماَ تَرَى فِي خَلْقِ الرَّحْمَنِ مِنْ تَفَاوُتٍ
Rahmân olan Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin.
فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرَى مِن فُطُورٍ
Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?
تَفَاوُتٌ
ihtilaf, ayrılık, uygunsuzluk, değişiklik
تَفَاوُت القوَى
kuvvetler ayrılığı
تفاوت اجتماعي
sosyal farklılık
طِبَاقٌ
kat kat olanlar, katlar
اَلْفَطْرُ - فُطُورٌ
yarık, çatlak
أَرْجَعَ یُرْجِعُ
döndürmek
ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ
Sonra gözünü iki kez daha döndür.
يَنقَلِبْ إِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِأً وَهُوَ حَسِيرٌ
Göz umudu keserek, hor ve bitkin bir halde sana döner.
خَسِئَ يَخْسَأُ خَسَأً
kovulmak, defedilmek, uzaklaşmak
خَاسِئٌ
kovulan, adi, aşağılık, utanç verici, ayıp, şaşkın, hayrette kalan
خَسِئْتَ
defol!
كَرَّةٌ - كَرَّتَیْنِ
bir kere - iki kere
حَسِیرٌ
yorgun, bitkin
حَسِيرُ البَصَرِ
miyop
إِنْقَلَبَ یَنْقَلِبُ إِنْقِلاَباً
dönüvermek, dönüşmek
وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ
Andolsun biz, en yakın göğü lambalarla donattık.
وَجَعَلْنَاهَا رُجُوماً لِّلشَّيَاطِينِ
Ve onları şeytanlara atış taneleri yaptık.
وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّعِيرِ
Ve onlara çılgın ateş azabını hazırladık.
اَلْمِصْباَحُ - مَصَابِیحُ
lâmba
زَیَّنَ یُزَیِّنُ تَزْیِیناً
güzelleştirmek, süslemek
أَعْتَدَ
hazırladı
عَتُدَ يَعْتُدُ عَتَادًا
hazırlanmak, hazır olmak
اَلرَّجْمُ - رُجُومٌ
taş vb. gibi atmakta kullanılan şey
وَلِلَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ
Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır.
وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
O, ne kötü dönüştür!
بَئِسَ يَبْئَس بَأْسًا
acınacak halde olmak, fakirleşmek, muhtaç duruma düşmek
بِئْسَ
ne kötü
بِئْسَ الرَّجُلُ
Ne kötü bir adam!
(اَلْمَصِیرُ (صاَرَ – یَصِیرُ
varılan yer, dönüş yeri, erişilen mekân, kader, son, ilerleme, gelecek (ism-i mekân)
مَصِير البَشَرِيَّة
insanlığın kaderi
إِذَا أُلْقُوا فِيهَا
oraya atıldıkları zaman
سَمِعُوا لَهَا شَهِيقاً
onun homurtusunu işitirler
وَهِيَ تَفُورُ
ve o kaynıyor
اَلشَّھِیقُ
homurtu, inilti, derince nefes alma
أَلْقَي يُلْقِي اِلْقَاء
atmak, bırakmak (أَلْقَي الى / ب / على)
فَارَ يَفوُرُ فَوْرًا
kaynamak, şiddetli yanmak, sinirlenmek, tencere fokurdamak
تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ
Neredeyse öfkeden çatlayacak!
كُلَّمَا أُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ
her ne zaman onun içine bir topluluk atılsa
سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ
onun bekçileri, onlara: "Size bir uyarıcı gelmedi mi?" diye sordu(lar)
اَلْغَیْظُ
şiddetli öfke, çok kızma
كاَدَ یَكَادُ
neredeyse, az kalsın, hemen hemen
كَادَ يَمُوتُ
nerdeyse ölüyordu
كَادَ قَلْبِي يَطِيرُ مِنَ السَّعَادَةِ
Kalbim neredeyse mutluluktan uçacaktı.
فَوْجٌ - اَفْواَجٌ
fevc, bölük
فَوْجًا فَوْجًا
bölük bölük
تَمَیَّزَ یَتَمَیَّزُ تَمَیُّزاً
ayrışmak, ayrılmak, dağılmak, çatlamak
اَلنَّذِیرُ - نُذُرٌ
uyarma, uyarıcı, sakındıran
خاَزِنٌ - خَزَنَةٌ
saklayan, koruyan, bekçi, kasiyer, veznedar, biriktiren
كَبَّ الرَّجُلَ عَلَي وَجْهِهِ
Adamı yüzü üzere yere yıktı.
قَدْ جَاءنَا نَذِيرٌ
Andolsun, bize uyarıcı geldi.
ضَلَّ يَضِلُّ ضَلاَلاً
sapmak, sapıtmak, kaybolmak
فَكَذَّبْنَا
fakat biz yalanladık
وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللَّهُ مِن شَيْءٍ
ve biz, "Allah hiçbir şey indirmedi" dedik
إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ كَبِيرٍ
siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz
نَزَّلَ یُنَزِّلُ تَنْزِیلاً
indirmek
وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ
Ve dediler ki: "Eğer söz dinleseydik, yahut düşünseydik"
مَا كُنَّا فِي أَصْحَابِ السَّعِيرِ
şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık
فَاعْتَرَفُوا بِذَنبِهِمْ
Günahlarını itiraf ettiler.
فَسُحْقاً لِّأَصْحَابِ السَّعِيرِ
Artık uzak olsun (Allah'ın rahmetinden) o çılgın ateşin halkı!
ذَنْبٌ - ذُنُوبٌ
günah, suç
إِعْتَرَفَ یَعْتَرِفُ إِعْتِراَفا
itiraf etmek, kabullenmek, anlamak
سُحْقًا له
Allah onu (rahmetinden) uzaklaştırsın! Uzak olsun! Cehenneme kadar yolu var!
سُحْقًا لَكَ
Cehenneme kadar yolun var!
إِنَّ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِالْغَيْبِ
Şüphesiz gizlide Rablerine saygılı olanlar
لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ
onlar için bağış(lama) ve büyük mükafat vardır
خَشِيَ یَخْشَى خَشْیَةً
korkmak, sakınmak, çekinmek, endişe etmek