Level 1 Level 3
Level 2

İKİNCİ SAYFA


67 words 0 ignored

Ready to learn       Ready to review

Ignore words

Check the boxes below to ignore/unignore words, then click save at the bottom. Ignored words will never appear in any learning session.

All None

Ignore?
وَأَسِرُّوا قَوْلَكُمْ أَوِ اجْهَرُوا بِهِ
ve sözünüzü gizleyin yahut açığa vurun onu
إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Çünkü O, göğüslerin özünü bilir.
ﺟَﮭَﺮَ ﯾَﺠْﮭَﺮُ ﺟَﮭْﺮاً
ilân etmek, açığa vermek
أَﺳَﺮﱠ ﯾُﺴِﺮﱡ إِﺳْﺮاَرا
gizlemek, sır vermek
اَﻟﺼﱠﺪْرُ - ﺻُﺪُورٌ
göğüs
أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ
Hiç bilmez mi yaratan?
وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ
Ve O'dur kullarına lutfeden ve her şeyden haberdar olan.
اﻟﻠﱠﻄِﯿﻒُ
lütufla muamele eden, en ince işleri görüp bilen
اﻟْﺨَﺒِﯿﺮُ
işlerin içyüzünü bilen, haberdar olan (mübâlağalı ism-i fâil)
هُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ ذَلُولاً
O, yeryüzünü size boynu eğik yapandır.
فَامْشُوا فِي مَنَاكِبِهَا
Haydi yürüyün onun omuzlarında.
وَكُلُوا مِن رِّزْقِهِ
ve yiyin O'nun rızkından
وَإِلَيْهِ النُّشُورُ
Dönüş ancak O'nadır.
ذلﱠ ﯾَﺬِلﱡ ذَﻟُﻮﻻً
alçak olmak, gözden düşmüş olmak, utanç verici bir durumda olmak
ذَلول
daha zelil, daha düşük, uysal ( mübâlağalı ism-i fâil)
اَﻟْﻤَﻨْﻜِﺐُ - ﻣَﻨﺎَﻛِﺐُ
omuz başı
ﻣَﺸَﻰ ﯾَﻤْﺸِﻲ ﻣَﺸْﯿﺎً
yürümek, adım atmak
ﻧَﺸَﺮَ ﯾَﻨْﺸُﺮُ ﻧُﺸُﻮرا
dirilmek, (uyanıp) ayağa kalkmak
أَأَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يَخْسِفَ بِكُمُ الأَرْضَ
Emin misiniz gökte olanın sizi yere batırmayacağından?
فَإِذَا هِيَ تَمُورُ
O zaman yer sarsıldıkça sarsılır.
ﻣﺎَرَ ﯾَﻤُﻮرُ ﻣَﻮْرا
sarsılmak, sallanmak
ﺧَﺴَﻒَ ﯾَﺨْﺴِﻒَ ﺧُﺴُﻮﻓﺎ
(بِ) harf-i ceri ile (yere) batırmak
أَمْ أَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِباً
Yahut gökte olanın üzerinize taş yağdıran (bir fırtına) göndermeyeceğinden emin misiniz?
فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ
Derken yakında bilirsiniz nasılmış benim korkutmam.
اَﻟْﺤَﺎﺻِﺐُ
taş yahut başka şeylerle helâk eden rüzgar, kasırga
وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ
Ve andolsun ki onlardan öncekiler de yalanlamışlardı.
فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ
Ama benim (onların yaptıklarını) inkarım nasıl oldu?
ﻧَﻜِﯿﺮٌ
inkar, tanımama, çirkin karşılayarak vaziyetini değiştirme, cezalandırma
أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَافَّاتٍ وَيَقْبِضْنَ
Görmezler mi üstlerinde uçan kuşları? Kanatlarını açmada ve kapamada onlar.
مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلَّا الرَّحْمَنُ
Onları (havada) Rahman'dan başkası tutmuyor.
إِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ بَصِيرٌ
Şüphe yok ki O, her şeyi görür.
اَﻟﺼﱠﺎفﱡ - ﺻَﺎﻓﱠﺎتٌ
saf tutan, sıra yapan, (kanat) çırpan
اﻟﻄﱠﯿْﺮُ
kuş
ﻗَﺒَﺾَ ﯾَﻘْﺒِﺾُ ﻗَﺒْﻀﺎً
(kanatlarını ard arda) kapamak, yummak, tutmak, avuçlamak
أَﻣْﺴَﻚَ ﯾُﻤْﺴِﻚُ إِﻣْﺴﺎَﻛﺎً
tutmak
أَمَّنْ هَذَا الَّذِي هُوَ جُندٌ لَّكُمْ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ الرَّحْمَنِ
Yahut Rahman'dan başka size yardım edecek askeriniz kimdir?
إِنِ الْكَافِرُونَ إِلَّا فِي غُرُورٍ
Şüphesiz kâfirler ancak derin bir gaflet ve aldanış içindedirler.
ﻏَﺮﱠ ﯾَﻐُﺮﱡ ﻏُﺮُوراً
aldanma, kanma
اَﻟْﺠُﻨْﺪُ - ﺟُﻨُﻮدٌ
ordu, yardımcılar
أَمَّنْ هَذَا الَّذِي يَرْزُقُكُمْ إِنْ أَمْسَكَ رِزْقَهُ
Yoksa kimdir o ki mabudunuz, rızkınızı kısarsa sizi rızıklandıracak?
بَل لَّجُّوا فِي عُتُوٍّ وَنُفُورٍ
Doğrusu onlar, azgınlık ve nefret içinde direnmektedirler.
اَﻟﻨﱡﻔُﻮرُ
ürkmek, uzaklaşmak, nefret etmek
ﻟَﺞﱠ ﯾَﻠِﺞﱡ ﻟَﺠﺎَﺟﺎ
devam etmek, sürdürmek
عَتاَ یَعْتُو عُتُوا
haddi aşmak, hududu çiğnemek
أَفَمَن يَمْشِي مُكِبّاً عَلَى وَجْهِهِ أَهْدَى أَمَّن يَمْشِي سَوِيّاً عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Artık yüzüstü sürünerek giden mi daha ziyade doğru yolu bulur, yoksa doğru yolda dümdüz giden mi?
ﻛَﺐﱠ ﯾَﻜُﺐﱡ كَبّاً
yüzü üzere yere yıkmak,yüzü koyun kapamak
كَبَّ الرَّجُلَ عَلَي وَجْهِهِ
Adamı yüzü üzere yere yıktı.
مُكِبٌّ
yüz üstüne düşen,yere çok bakan kimse
اَﻟﺴﱠﻮِيﱡ
mutedil, dosdoğru, kâmil, düzgün
أَھْﺪَى
en çok hidâyete eren, en çok doğru yola ileten, hidâyete vesile olan (ism-i tafdîl)
قُلْ هُوَ الَّذِي أَنشَأَكُمْ
De ki; O'dur sizi yaratan.
وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ
ve sizin için kulak ve gözler ve gönüller halketmiştir
قَلِيلاً مَّا تَشْكُرُونَ
Ne kadar az şükrediyorsunuz.
اَﻟﺴﱠﻤْﻊُ
kulak, işitme
أَﻧْﺸَﺄَ ﯾُﻨْﺸِﺊُ إِﻧْﺸﺎَءً
icad etmek, yaratmak, meydana getirmek
ﻓُﺆاَدٌ - اَﻟْﺄَﻓْﺌِﺪَةُ
kalp, gönül
ﻗَﻠِﯿﻼً ﻣَﺎ
Ne az
اَﻟْﺒَﺼَﺮُ - اَﻟْﺄَﺑْﺼَﺎرُ
göz
قُلْ هُوَ الَّذِي ذَرَأَكُمْ فِي الْأَرْضِ
De ki: Yeryüzünde sizi üreten O'dur.
وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.
ﺣَﺸَﺮَ ﯾَﺤْﺸُﺮُ ﺣَﺸْﺮا
toplamak
ذَرَأَ ﯾَﺬْرَأُ ذَرْءاً
yoktan varedip etrafa dağıtarak çoğaltmak
وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ
Ve diyorlar ki: Bu va'd ne zaman?
إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
eğer doğru söyleyenlerden iseniz
ﺻَﺪَقَ ﯾَﺼْﺪُقُ ﺻِﺪْﻗﺎً
doğru söz söylemek, doğru olmak, doğru söylemek
قُلْ إِنَّمَا الْعِلْمُ عِندَ اللَّهِ
De ki: Bilgi, ancak Allah katındadır.
وَإِنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
Ve ancak ben apaçık bir korkutucuyum.