Level 2
Level 1

Tunyukuk


551 words 0 ignored

Ready to learn       Ready to review

Ignore words

Check the boxes below to ignore/unignore words, then click save at the bottom. Ignored words will never appear in any learning session.

All None

Ignore?
adak
ayak
adgır
aygır
adınçığ
harika, bambaşka
aç-
açmak
a:ç-
acıkmak
alkın-
tükenmek, mahvolmak, yok olmak, azalmak
arkış
kervan
basıt-
baskına uğramak
çöl
bozkır
emgek
zahmet, ıstırap, eziyet
1. şan, şöhret 2. ses, haber
a:ç
aç, tok olmayan
a:çsık
açlık
ba-
bağlamak
adrıl-
ayrılmak
ağ-
yükselmek, çıkmak
ağı
ipekli kumaş
ağış
servet, mal mülk
ağıt-
kaçırtmak, sürmek
ağır
1. ağır 2. değerli
ağrı-
hastalanmak
ağtur-
tırmandırmak
akıt-
akın etmek, ettirmek
al-
almak, zapt etmek
alk-
bitirmek, tamamlamak
alp
1. yiğit 2.cesur, zor
alpağut
cesur (savaşçı)
altız-
aldırmak, yakalatmak
altun
altın
amtı
şimdi
ançıp
öylece
ança
öylece
ançula-
takdim etmek, teslim etmek
anı
onu, onları
anın
onunla
anta
1. orada, o zaman 2. ondan
antağ~anteg
onun gibi, şöyle
aŋar
ona, onlara
aŋaru
ona doğru
ańıg
kötü, fena
ańıt-
korkutmak, tehdit etmek
apa
1. ata, ecdat 2. (ünvanca) büyük
ar-
aldatmak
ara
arasına, arasında
arığ
temiz, saf
arıl-
azalmak, tükenmek, mahvolmak
arkuy
müstahkem mevki
armakçı
sahtekar
artat-
tahrip etmek
artuk
fazla, sayıca çok
artur-
aldanmak
asın-
tırmanmak
asra
altta, aşağıda
yiyecek
aş-
aşmak
aşa
ötesinde
at
at
atı
yeğen
a:t
1. isim, ad 2. ünvan
atlığ
1. atlı, süvari 2. ünvan sahibi
ay-~ayt-
1. söylemek 2. sözcülük, danışmanlık yapmak
aya-
korumak, himaye etmek
ayguçı~ayıgma
sözcü, danışman
aytıgma
denen, denilen
ayuk
hükmolunan ülke
azkıńa
azıcık
azman
sarımtırak
azuk
azık, yiyecek
azu
veya, yoksa
balık
1. şehir 2. çamur
ba-
bağlamak
baŋa~baŋaru
bana, bana doğru
bar
var, mevcut
bar-
varmak, ulaşmak, gitmek
barım
mal mülk, servet
bark
1. ev 2. türbe
bas-
1. baskın yapmak 2. yardım etmek, bastırmak
basık-
bastırmak, sokmak
basın-
yenilmek, ezilmek
basıt-
baskına uğramak
baş
1. baş, lider 2. doruk
başad-
liderlik etmek, kumanda etmek
başgu
alnı akıtmalı at
başla-
liderlik etmek, başta olmak
başlayu
önce
başlığ
1. lideri olan 2. mağrur
batım
batım
(kün) batsık
(gün) batısı
bay
zengin
baz
bağımlı, tabi
bediz
süs, resim, heykel
bedizçi
ressam, heykeltıraş, süslemeci
bedizet-
süslemek, resmetmek
beg
bey
beglik
bey olmaya layık
beŋgü
ebedi, ebedi olarak
beŋli
benli, beyaz lekeli
ber-~bir-
vermek
berüki
beriki
bıç-
biçmek, kesmek
bıŋ~biŋ
bin
biçin
maymun
bilig
bilgi, akıl, zihin
biligsiz
akılsız, cahil
bintür-
bindirmek
biŋ
bin
bir-
vermek
biri
güney
biriki
birleşik
birle
ile
bişük
akraba
biti-
yazmak
bitig
yazıt (Uyg. itibaren 'kitap')
bod
boy, kabile
bodun
boylar, halk
boguz
boğaz
boguzlan-
boğazlanmak
bol-
olmak, var olmak
bor
kar fırtınası, boran, fırtına
boşgur-
öğretmek, akıl vermek
bödke
bu zamanda, bu devirde
bölön
yüksek görevli, bakan
böri
kurt
buçegü
bu üçü, üçü birlikte
bu:ka, buka
boğa
bulgak
kaos
bulganç
karışık, kaotik
buluŋ
köşe, bucak
buntut-
saptırtmak, azdırtmak, kaçırtmak
buŋ
sıkıntı
buŋad-
sıkılmak, bunalıma girmek, sıkıntı içinde olmak
buŋsuz
sıkıntısız, bolca, fazla fazla
buyruk
kumandan, amir
buz-
bozmak, hezimete uğratmak
buntegi
buntegi
çabış
başkumandan
çıgań
yoksul
çıkan
kuzen
çıntan
sandal
çub
bölge, mıntıka
eb
1. ev 2. yurt 3. ordugah
ebir-
evirmek
eçi
1. ağabey 2. amca
eçü
ata, ecdat
edgü
1. iyi 2. kazanç, kâr
edgüti
iyice, sıkıca
idi~edi
hiç, asla, tamamıyla
egir-
kuşatmak, çevirmek
eke
abla
il~el
halk, ülke, devlet
ilt-~elt-~elet-
iletmek
elig
1. el 2. elli (sayısı)
illig~ellig
devlet sahibi
ilsire-~elsire-
devletsiz kalmak, devletsizleşmek
emgetme-
eziyet etmemek
en
er-~ir-
1. olmak, mevcut olmak 2. i- fiili
erig
yakın yer
erinç
şüphesiz, muhakkak, büyük olasılıkla
erkli
olan, iken
erklig
kudretli
ert-
geçmek
ertin-
vazgeçmek
ertiŋü
pek çok
ertür-
yaptırmak
işgiti~eşgiti
ipekli kumaş
eşilik
hanım olmaya, eş olmaya layık
it-~et-
1. düzene sokmak 2. böğürmek, ses çıkarmak
gu~gü
"mı" anlamında soru edatı
ı
orman, ağaç
ıçgın-
kaybetmek, bırakmak, elden çıkarmak
ıd-~ıt-~yıd-
göndermek, yollamak
ıduk
kutsal, mübarek
ıgaç
ağaç
ıt
köpek
içger-
tabi kılmak, bağımlı kılmak
içik-
bağımlı olmak, tabi olmak
içre
içte, içeride; gizli
içreki
1. içindeki 2. has, saraya mensup
idi
1. sahip 2. hiç, asla, büsbütün
igid
yalan
igit-
beslemek, bakmak, doyurmak
ikegü
iki parça, iki bölük
ilig
hükümdar, hakan
ille-
devlet kurmak
ini
erkek kardeş
ir-
ermek, erişmek, varmak
irtür-
eriştirmek
itin-
kendini düzene sokmak, örgütlenmek
kabış-
birleşmek, ittifak etmek, kavuşmak
kaçan
ne zaman
kagan
hakan, hükümdar, kağan
kaganla-
kağan yapmak
kaganlıg
bağımsız, kağanı olan
kagansıra-
kağansızlaşmak, kağansız kalmak
kal-
1. kalmak 2. çaresiz kalmak
kalıŋ
haraç
kalısız
tümüyle, tamamıyla
kalıt-
bıraktırmak
kamag
bütün, hep
kamşağ
kargaşa içinde
kamşat-
sarsılmak, sendelemek
kan
1. han, hükümdar 2. kan
kanlan-
han sahibi olmak
kantan
nerede
kaŋ
baba
kapıg
kapı
kargu
gözetleme kulesi
karı
yaşlı, ihtiyar
katıgdı
sıkıca, iyice
katun
hakanın eşi
kazgan-
kazanmak, elde etmek
keç-
geçmek, aşmak
keçe
ötesinde, geçerek
keçig
geçit
kedimlig
giyimli
kel-
gelmek
keligme
gelen
keliŋgün
gelinler
kelmiş
gelme, geliş
kelteçi
gelecek olanlar
kelür-
getirmek
kem
kim
kentü
kendi, öz
kerekülüg
çadırlı, göçebe
kergek
gerek
kergeksiz
bol bol, fazla fazla
keyik
büyük baş av hayvanı
kıd-
öldürmek
kıl-
kılmak
kılıçla-
kılıçla yaralamak veya öldürmek
kılın-
yaratılmak, doğmak, vücuda gelmek
kırgaglıg
kenarlı (kumaş, elbise)
kısıl
dağ geçidi, dar vadi
kış-
birlikte yapmak
kıyın
ceza
kiçig
küçük
kigür-
girdirmek, sokmak
kikşür-
kışkırtmak
kinlig
kokulu
kir-
1. girmek, atılmak 2. tabi olmak
kirü
1. geri 2. batı
kisre
sonra
kiş
samur
kod-~kot-
bırakmak, koymak
koduz
dul
kokılık
koku
kon-
konmak, yerleşmek
kondur-
kondurmak, yerleştirmek
koń
koyun
kop
hep, tümüyle
kopın
hep birlikte, hepsi birden
korıgu
muhafız
korgan
sığınak, kale
köbürge
davul
kö:k
mavi
köl
göl
kölek
gölet, bataklık
köŋül
gönül, arzu, dilek
kör-
1. görmek 2. tabi olmak, hizmetinde bulunmak
kötür-
kaldırmak, yükseltmek
köz
göz
kubran-
toplanmak
kubrat-
derleyip toplamak
kudı
aşağısına doğru, boyunca
kul
erkek köle
kulad-
köle olmak
kulkak
kulak
kullug
köle sahibi
kunçuy
prenses
kurı
1. batı 2. geri
kut
talih
kutay
ipek, ipekli kumaş
kuz
(dağın) kuzey yamacı
1. şan, şöhret 2. haber
küç
güç, kuvvet
küçlüg
güçlü
külüg
meşhur
kümüş
gümüş
kün
1. gün, gündüz 2. güneş
küni
kıskançlık
küntüz
gündüz
küŋ
kadın köle, cariye
küŋed-
cariye olmak
küŋlüg
cariyeli
küreg
kaçak veya casus
küregü
itaatsiz olma
kürlüg
hilekar
küzed-
korumak, kollamak
lagzın
domuz
mag
övgü
matı
sadık
neŋ
herhangi bir; her, hiç, hiç de
nençe
nice, ne kadar çok
oçuk
ocak
oğıl
1. oğul 2. çocuk
oğlan
oğullar, evlat
oglıt
oğullar, evlat
ok
1. boy 2. boy, kabile 3. pekiştirme edatı
okı-
çağırmak, davet etmek
oksuz
boy örgütü olmayan, teşkilatsız
olgurt-
diktirmek
olur-
1. oturmak 2. tahta oturmak, hüküm sürmek
olurt-
tahta oturtmak
opla-
hızla ileri atılmak
ordu
kağanın karargahı
ortu
orta
oruk
yol
o:t
ateş
oz-
1. geçmek, ileri gitmek, öne geçmek 2. kurtulmak
ö-
düşünmek, akıl yürütmek
öd
1. zaman 2. safra kesesi
ödüş
tam gün, 24 saat
ög
anne
ög-
övmek
ögir-
sevinmek
ögleş-
danışmak
ögsüz
öksüz
ögtür-
övdürmek
ök
pekiştirme edatı
ökün-
pişman olmak, üzülmek
ölüg
ölü
ölür-
öldürmek
öŋ
1. doğu 2. ileri
ör-
baş kaldırmak, isyan etmek
ört
alev, ateş
ötrü
sonra
ötüg
rica
ötün-
arz etmek, rica etmek
ötünç
rica, maruzat
öz
kendi
sab
1. söz 2. haber
sakın-
düşünmek, kaygılanmak
sanç-
mızraklamak
sansız
sayısız, hesapsız
sarıg
sarı
sayu
her
sebin-
sevinmek
sı-
tahrip etmek, kırmak
sıgıt
feryat, figan
sıgıtçı
yasçı, ağlayıcı
sıgta-
yas tutmak, ağlamak
sıgun
geyik
sıŋar
yarım
siŋil
küçük kız kardeş
süŋük
kemik
sökür-
çöktürmek, bağımlı kılmak
sözleş-
konuşmak
sub
1. su 2. ırmak
suk
kıskançlık, hırs, öfke
1. ordu 2. asker
süçig
tatlı
süle-
ordu sevk etmek
sület-
ordu sevk ettirmek
süŋüg
mızrak
süŋüglüg
mızraklı
süŋüş
savaş
süŋüş-
savaşmak
sür-
uzaklaştırmak
şad
yüksek bir ünvan
şadapıt
şad ünvanlı büyükler
Tabgaç
Çin
tabışgan
tavşan
tag
dağ
tagık-
dağa çıkmak
takı
dahi; da, de
taluy
okyanus
ta:m
duvar
tamgaçı
mühürdar
taŋ
şafak
tapa
-e doğru
taplama-
tasvip etmemek, hoş karşılamamak
tarkan
general
tarkat
generaller
tarkınç
huzursuz
taş
1. taş 2. kitabe 3. dış
taşık-
1. çıkmak 2. ordunun sefere çıkması
taşra
dışarıya
tay
büyük
taygun
büyükler, büyük (oğullar)
ti-
demek, söylemek
tebi
deve
teblig
hilekar
teg
gibi
teg-
1. hücum etmek 2. ulaşmak, varmak
tegdük
hücum, savaş
tegi
-e kadar
tegiş
çatışma
tegre
çevre, etraf
tegür-
götürmek
telin-
delinmek
temir
demir
teŋri
1. gökyüzü 2. Tanrı
tiril-
toplanmak
teyeŋ
sincap
tiyin
diye
tez-
kaçmak
tıd-
engel olmak, tutmak
tıl
1. (düşman hakkında) bilgi 2. gözcü, haberci
tıŋla-
dinlemek
ti
pek çok
tigin
prens, şehzade
tik-
dikmek
tile-
dilemek
tip
diye, diyerek, amacıyla
tir-
1. toplamak, biraraya getirmek 2. yaşamak, dirilmek
tirkiş
kervan
tizlig
kuvvetli, ayakta duran
tod-
doymak
tog-
aşmak, geçmek
tok
aç olmayan, tok
tok
aç olmayan, tok
tokı-
1. vurmak, dövmek 2. taş üzerine kazımak
tokurkak
kendini tok sayan
tolgat-
eziyet vermek
ton
elbise
toŋıt-
aşağıya meyletmek
topul-
delmek
tor-
açlıktan harap düşmek, ölmek
toruğ
doru
toruk
zayıf, mecalsiz
tosık
doyma, tokluk
totok
askeri vali
töküt-
dökmek, akıtmak
töpü
tepe, zirve
törü-
yaratılmak
törü
1. sözlü yasa 2. tören, merasim
tu-
kapanmak
tug
engel
tugsık
1. doğma, doğuş 2. doğu
turgak
yurt, vatan
tut-
1. yakalamak 2. muhafaza etmek
tutuz-
yakalatmak
tuy-
hissetmek
tügün
düğüm
tüketi
tamamıyla
tümen
1. on bin 2. pek çok
tün
gece
tüş-
inmek
tüşür-
indirmek
tüz
barışık, uyumlu
tüzsüz
uyumsuz, kavgalı
tüzül-
anlaşmak
u
uyku
u-
muktedir olmak, yapabilmek
ubut
haya, utanç
uç-
1. uçmak 2. vefat etmek
uçuz
kolay
ud-
takip etmek, kovalamak
udı-
uyumak
udlık
uyluk
udşur-
kovalamak
uduz-
sevk etmek, liderlik etmek
ugur
zaman, vakit
uguş
boy, kabile
ulayu
öncelikle
ulgart-
terfi ettirmek
ulug
1. ulu 2. yaşlı
uluş
şehir
uma-
muktedir olmamak, gücü yetmemek
una-
doğru bulmak, onaylamak
unç
mümkün, olabilir
ur-
1. koymak, yerleştirmek 2. vurmak 3. nakşettirmek
usar
mümkünse
uz
süs
uzun
uzak
ügüz
ırmak
üküş
çok
ülüg
1. bölük, kısım 2. talih
üntür-
şafak sökmek
ürüŋ
beyaz
üz
başına buyruk
üz-
kırmak, koparmak
üze
üzerine, üzerinde
yabız
kötü
yablak
kötü, kötülük
yabrıt-
bozguna uğratmak
yadag
1. yaya 2. piyade
yagı
düşman
yagıçı
savaşçı
yagru
yakın
yaguk
yakın
yagut-
yaklaştırmak
yalabaç
elçi
yalaŋ
yalın, çıplak
yalma
kaftan
yan-
dönmek
yana
yine, tekrar
yantur-
döndürmek
yaŋıl-
yanılmak
yań-
yaymak, dağıtmak, bozguna uğratmak
yara-
uygun olmak
yaraklıg
silahlı
yarat-
yapmak, düzenlemek
yaratıt-
yaptırmak, inşa ettirmek
yaratun-
kendini düzene sokmak
yaratur-
yaptırmak
yarık
zırh
yarlıka-
tanrının buyurması, bağışlaması
yaş
1. yaş, damla 2. ömür
yay
yaz
yaz
ilkbahar
yazı
ova
yazın-
1. hata etmek 2. ihanet etmek
yazukla-
hata etmek, suç işlemek
yi-
yemek
yig
yeğ, daha iyi
yigdi
daha iyi bir şekilde
yigirmi
yirmi
yel-
atı dört nala sürmek
yelme
1. öncü, keşif kolu 2. sefer
yeltür-
akın ettirmek, dört nala koşturmak
yeme
dahi, da/de
yen
yan, taraf
yirçi
kılavuz
yet-
yedekte götürmek
yiti
yedi
yıg-
yığmak, toplamak
yılkı
at sürüsü
yılsıg
zengin, müreffeh
yımşak
yumuşak
yıpar
mum
yırı
kuzey
yış
orman, ormanla kaplı dağ
yiçe
yeniden
yinçge
ince
yog
cenaze töreni
yogçı
yas tutucu
yogla-
yas tutmak
yoglat-
cenaze töreni yaptırmak
yogun
kalın
yogur-
(ırmak) geçmek
yokad-
yok olmak
yokaru
yukarı
yolagçı
öncü
yolı
kez, defa
yoŋaşur-
kışkırtmak, iftira ettirmek
yorı-
1. yürümek 2. sefere çıkmak 3. ilerlemek, gelişmek
yubul-
yuvarlanmak
yugur-
yoğurmak
yul-~yulı-
yağmalamak
yurç
kayın birader
yut
açlık, kıtlık
yutuz
eş, zevce
yuyka
ince
yügerü
yukarı, yukarıya
yügür-
koşmak, akmak
yükün-
boyun eğmek
yüküntür-
boyun eğdirmek
yüz
1. çehre 2. yüz sayısı
yüzüt-
yüzdürmek